Nisan 16, 2014
 
 
 
 
 
 

[Haber İzlenim- Burhanettin Demir] Dünyanın en büyük sığınma kampına Yardım Zamanı

05 Ekim 2011, Çarşamba / ,
Write Comment 0 Add to Google
Somali ve özellikle başkenti Mogadişu maalesef dünyanın gündemine sürekli felaket, acı, şiddet ve ölüm haberleri ile geldi. Almanya Mogadişu'yu 17 Ekim 1977 de, kaçırılan Lufthansa-Landshut uçağının havaalanına indirilmesiyle duydu. Tamamı dolu Landshut, İspanya Mallorca'dan Frankfurt'a uçuşu sırasında teröristler tarafından kaçırılmış, çeşitli havaalanlarına inip yakıt ikmali yaptıktan sonra 17 Ekim 1977 de Mogadişu havaalanına inmişti.
 

Teröristler bununla ve dönemin İşveren Birliği Başkanı Schleyer'i kaçırmakla, Almanya Hükümetini hapishanedeki örgüt üyesi arkadaşlarını serbest bırakmaya zorlamak istemişlerdi.

Dönemin başbakanı Helmut Schmidt uçağı kaçıran teröristlerin hiçbir isteğine cevap vermeyip özel timin operasyonuna karar verdi. O güne kadar varlığından halkın haberinin olmadığı özel tim, dünyanın dikkatle takip ettiği olayda operasyonu başarı ile sonuçlandırıp, teröristleri etkisiz hale getirdi. Yolcuların hepsi kurtulmuştu. Helmut Schmidt o sırada, operasyon başarısız olursa takdim edeceği istifasını bile hazırlamıştı. Bu günden sonra Doğu Afrika'nın Somalisi güzel sahilleri ile değil; iç savaşları, kuraklıkları, deniz korsanları ve mültecileri ile kendinden söz ettirir oldu.

Türkiye Somali'yi 1993 yılında, yine iç savaşın pençesindeki ülkede konuşlandırılan Birleşmiş Milletler Askeri Birliğinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de yer almasıyla duydu.

TRT ekranlarında Mogadişu Limanına yanaşan donanmamızdan askerimizin karaya inişini gördüğümüzde babamın “hey aslanlarım” deyişini hatırlıyorum .

Tabii dünyada böyle bir malzeme varken Hollywood bunun filmini çekmeden durur mu? Yönetmen Ridley Scott'un Black Hawk Down'u - (Kara Şahin Düştü) gerçek bir askeri operasyon hikayesinden sinemaya uyarlanmış. Sanırım Somali ile ilgili en iyi film. Pikniğe gitme rahatlığındaki genç Amerikan askerlerinin, 20 dakika olarak öngörülen bir Mogadişu tatbikat uçuşunda nasıl bir cehenneme sürüklendiklerini Hollywood ustalığı ile anlatan bir başyapıt.

Bütün bunların üstüne son yıllarda boy gösteren deniz korsanları haberleri. Somalili korsanlar Kızıldeniz'den Hint Okyanusuna yol alan Avrupalı büyük açık deniz ticari yük gemilerine silahlı baskınlar yapıp ülkelerinden yüklü fidyeler istediler. Yine kanlı operasyonlar.

Bunların yaşandığı bir ülkede tabii ki siyasi ve ekonomik bir istikrardan söz edilemez. Ülkedeki iç çatışma ve bunun getirdiği yoksulluk ve güvensizlikten kaçan Somalililer uzun yıllardır güney sınırını geçip Kenya'ya sığınıyorlardı. Sınıra 90 km'deki Dadaab kasabası Somalilerin kaderinde önemli rol oynamış. Mültecilerin sayısı onbinleri aşınca Kenya Hükümeti başedemeyip durumu BM'e devretmiş. 1991 yılında BM kontrolünde mülteciler için sığınma kampı kurulmuş . Dünyanın en büyük mülteci kampında bugün, kuraklık felaketinin de etkisi ile tahminen kapasitesinin 5 katı olan 425 bin insan yaşıyor. Her gün Somali'den sınırı çeşitli yollarla aşıp yürüyerek bu kampa 300 kadar yeni insan katılıyor. Dadaab, son aylarda kuraklığın etkili olduğu Doğu Afrika'da vahametin boyutunu en iyi anlatan yer. Kuraklıkla gelen açlık mültecilerin belini iyice bükmüş. Dünyanın her tarafından 26 yardım kuruluşunu görmek mümkün. Almanya'dan diğer yardım kuruluşlarının yanında Time To Help e.V. derneğinin gıda dağıtımlarını görüyoruz.

Dernek burada önemli bir konuya işaret ediyor. Bu kampa 21 yıl önce gelmiş ve buradan hiç dışarı çıkmamış binlerce insan var. Burada çocukları olmuş. Bu insanlar maalesef 21 yıldır hiç bir iş yapmamış. BM programları sadece çadır kurmakla sınırlı kalmış. Yardım kuruluşlarının gıda dağıtımı da olunca o dağıtılan 3 çeşit gıdayı tüketerek 21 yılı geçirmişler. Eğer bu insanlar için bu kamptan çıkarılıp düzenli bir hayata geçmelerini sağlayacak bir proje geliştirilemezse bir 21 yılın daha böyle geçmesi kaçınılmaz.

Burada koordinasyon tamamen bir Afrika bürokrasisine dönüşmüş durumda.

Günümüzde hala insanların aç bitap olmaları gerçeği bizleri derinden üzüyor. Dışarıdan bakıldığında; 3 bin km ötede güneş enerjisi ile ürettiiği elektriği deniz altından geçen devasa fiber kablolarla banyodaki traş makinesine getiren, uydu gözlem teknolojileri ile Dadaap kampındaki aç-susuz çocuğun hangi çadırdan hangi çadıra gittiğini evinden takip edebilen bir medeniyetin çözemeyeceği bir sorun değil. Maddi imkansızlıklarla ilgili bir durum olmadığı belli. BM’nin buradaki organizasyonu ve sonuca gitme başarısını sorgularsak yanlış yerden başlamamış oluruz. Şimdiye kadar maalesef bu devasa örgütün kriz bölgelerindeki çalışmaları sembol niteliğinin önüne geçemedi.

Kampa ulaşım oldukça güç. Başkent Nairobi'den araçla yaklaşık 9 saate varılabiliyor. Güvenlik sorunu nedeniyle sadece gündüz seyahat edilebiliyor. Bekleme süreleriyle bu yolculuk 24 saati buluyor. Nairobi'nin 450 km kuzey doğusunda, çoğunlukla müslüman Somalilerin yaşadığı Garisa kentine geliniyor. Burası Dadaab Kampına gitmek isteyen tüm sivil toplum kuruluşlarının uğrak yeri olmuş. Geceyi burada geçirip sabahın erken saatlerinde Dadaap kampına hareket edilebiliyor.

Buradan itibaren medeniyetle vedalaşmanız gerekiyor. Uluslararası Dadaab mülteci kampına 21 yıldır karadan ulaşmanın tek yolu olan 100 km'lik Garisa-Dadaab yolu asfalt veya stablize değil. Sadece 4 çeker arazi araçlarının yol alabileceği çöl yolu. Yol boyunca geçen arabalardan içme suyu isteyen veya tüm yolu yaya giderken aracınıza bizi de alın diyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. 21 yıldır bu yolun asfaltlanmamış olması anlaşılır bir durum değil. Bu yolla buraya insan ve lojistik malzeme ulaşımı çok kolaylaştırılmış olabilirdi.

Üç saat süren tehlikeli ve çok yorucu bir seyahatten sonra önce Dadaab kasabasına ulaşıyoruz. Burası bir köyken mülteci kampı dolayısı ile kurulan ofisler, gelenlerin ve kalanların sayısının artması ve yapılan çalışmalar sonucu bir kasabaya dönüşmüş. BM'in, STK'ların ve Kenya idari amirlerinin ofisleri burada. Bazılarının felaketi bazılarının iş kapısı olmuş. Bir tabela kirliliği var. BM in ile alt kuruluşları UNCHR, UNICEF , DRA , WFP ve diğer alt kurumlar.

Bu kampda yaşayan herhangi bir mültecinin bu kısaltmaların ne anlama geldiğini bilmesine tabiiki imkan yok.

Kasabadan 3 km sonra, IFO adını verdikleri 1,2,3 diye devam eden numaralarla tanımlanan bloklardan oluşan kamplar başlıyor. Blokların bazıları düzenli çadırlardan, bazıları da oldukça iptidai çalılıklardan yapılmış barınaklardan oluşuyor. Her bloğun sözcülüğünü yapacak lideri var. Burada insanlar aileleri ile beraber yaşamlarını sürdürüyorlar. Aracımızı gören çocuklar etrafımızı sarıyorlar. Kendileri ile tanışıyorum.

Abdürrezzak, Liber, Ahmet ve diğerleri. Hemen ‘Türk müsün?’ diye soruyorlar. Türk olduğumu fakat Almanya'dan geldiğimi söyleyince ilk soru Real Madrid'de futbol oynayan Mesut Özil'i duyup duymadığım, bir sonraki soru ‘Mesut müslüman mı?’. Futbolun evrensel dili, elektriğin olmadığı bu kampa da ulaşmış.

Günün belirli saatlerinde kampın çeşitli yerlerinde uluslararası örgütler gıda ve su dağıtımı yapıyorlar. Dağıtım merkezlerinin önünde çoğunluğunu kadınların oluşturduğu uzun kuyruklar var. Somalili öğretmen Abdüreşid bize rehberlik ediyor. Mülteci kampı hareketli bir köye dönüşmüş. Tezgahında üç domates, iki salatalık, biraz patates satan küçük bakkalcıklar görebiliyorsunuz. Meyve bu kampa uğramayalı seneler olmuş. Pirinç, un, yağ gibi ana gıdalar günlük dağıtılabiliyor.

Bir tarafta yıllarını bu sokaklarda gün boyu oturmakla geçirmiş olduklarını her hallerinden anlayabileceğiniz erkekler, diğer tarafda çocuklarına su ve yiyecek temin etmek için koşuşturan kadınlar manzarası trajedinin bir bölümü.

Felaketler unutulan toprakların tekrar hatırlanması için bir vesile oluyor. Pakistan, Haiti ve şimdi de Somali ve mültecileri. 21 yıldır var olup da dünyanın gündeminden uzak olan Dadaab kampı ile ilgili bugün daha fazla insan kafa yoruyor.

Almanya'dan Time To Help e.V. derneği Ramazan’da kampda bol miktarda gıda yardımı dağıtmış. Şimdilerde dernek; insanların acılarını dindirecek kalıcı proje başlatma aşamasında. İstanbul Büyükşehir Belediyesi her gün 1500 insanın sıcak yemek yiyebildiği bir aşevi kurmuş. Cami ve okul inşaatı da bitmiş durumda. Yeni adıyla GIZ olan Almanya’nın TIKA’sı diyebileceğimiz kurum, kampın içine hastane kurmuş. Kimse Yok Mu derneği Ramazan’da gıda dağıtımı yapmış.

Fiziki şartların yanında buradaki en büyük sorun yüzbinlerce Somalinin mültecilik statüsü. O kampdan dışarı çıkamıyorlar. Resmi olarak bakıldığında o insan yok. Mülteci kampında sadece bazılarının kaydı var. Bu kampda toplam kaç kişi yaşıyor sorusunun cevabını net rakamlarla verebilecek kimse yok. Bu açlık kadar acı bir durum olmalı. Burada doğmuş, 20 yaşına gelmiş ve hayatında oradan başka bir yeri görmemiş, vatansız, sosyal sigortasız, hiçbir yerde kimlik kaydı olmadan yaşayan insanların sahip oldukları tek şey ön isimleri. Bu durumun sona erdirilmesi, vatanlarına dönemiyorlarsa Kenya’da veya gücü yeten diğer BM üyesi ülkelerde yerleşik hayata geçmeleri, çocukların okula, babaların işe gitmesi gerekiyor. Bu kampın devamı için harcanan bütçenin yarısı kadar bir bütçe ile bu proje gerçekleştirilebilir ve bu ızdırap da bitmiş olur.

 
YORUMLAR  Diğer Başlıklar
Teröre sert, vizeye güler yüz gerekiyor
Bir gönül insanı Selman Asan’ın ardından
[HABER YORUM- SÜLEYMAN BAĞ]Bu projeyi herkes desteklemeli
“TAZ” (Die Tageszeitung) ve Thomas Klatt’a Reddiye
[HABER ANALİZ- ŞEVKET DUMAN]İhbarı yapan kim, siz de twitter dan cevap verebilirsiniz?
[HABER ANALİZ- AZAMAT DAMİR]A100 otoban engeline rağmen Kırmızı-Yeşil koalisyonu tamam gibi
KURBAN YAKLAŞIYOR… ŞİMDİ BİR KEZ DAHA SOMALİ’Yİ ve YERYÜZÜNÜN TÜM MAZLUMLARINI DÜŞÜNME ZAMANI Sen açlıktan ölmek nedir bilir misin?
Beyin (siz) siniz
Etiyopya`da beş gün
[HABER ANALİZ– ZİVER ERMİŞ] Büyükşehirlerdeki çocukların yarısı göçmen kökenli
[HABER İZLENİM- SÜLEYMAN BAĞ]Gül’ün kararlı ve doğru tutumu krizin büyümesini engelledi
[HABER YORUM-ŞEVKET DUMAN] Bir aile gibi