Nisan 17, 2014
 
 
 
 
 
 
06 Ekim 2007, Cumartesi 0 0 0 0

Farkın adı ‘Roberto Carlos’!

180 dakika sonunda Fenerbahçe'nin mutlu, umutlu ve 4 puanlı; Beşiktaş'ın ise mutsuz, huzursuz ve puansız olmasının ardında yatan en temel sebep, ‘Roberto Carlos' faktörüdür.
 Roberto Carlos adının Fenerbahçe'ye sağladığı en önemli katkı, takımına duyulan saygıyı artırmış olmasıdır. Dünya Kupası'nda, Şampiyonlar Ligi'nde, Kupa Amerika'da finaller oynamış ve uzun yıllardır taraflı-tarafsız herkes tarafından futbol arenasında sol kanadın en iyisi kabul edilmiş Brezilyalının varlığı, daha maç başlamadan kendisini hissettiriyor. Apaçık görünüyorki, müsabakanın hakemi, rakip takım oyuncuları ve seyircisi Roberto Carlos'un formasını giydiği kulübe daha hoşgörülü ve saygılı yaklaşıyor. Sempatik oyuncunun olağanüstü süratiyle gerilerden kopup gelerek girdiği hayati kademeler ile kazandığı kritik toplar da cabası.

Ve daha önemlisi Roberto Carlos'un varlığı, kendi takım arkadaşlarının özgüvenini artırarak Fenerbahçe'nin performansını doğrudan etkiliyor. Evet, Alex ve Deivid başta olmak üzere diğer oyuncuların da Fener'e hatırı sayılır katkısı var, ancak fikrimizde ısrarlıyız; Roberto Carlos'un varlığı rakiplerin Fenerbahçe'ye daha saygılı olmasını sağlıyor. 50 milyon YTL'ye yakın bir transfer harcaması yapmasına karşın Beşiktaş'ta görülen en büyük eksiklik marka oyuncunun, takımı çekip-çevirecek klâsta bir futbolcunun kadroda yer almıyor oluşu. Nobre'yle birlikte 8 yabancısı olan bir takımın Porto karşısında yalnızca 4'üne yer vermesi ise Siyah-Beyazlıların bir başka açmazı. Yabancı kontenjanı dolsun diye transfere kalkışmaktansa Carew, Amokachi, Guinti gibi nokta atışlar yapılması, ya da takımı ve tribünleri ateşleyecek bir-iki marka isimle yetinilmesi şüphesiz daha faydalı olacaktı. Fenerbahçe'nin ülke içinde yetişmiş tek oyuncusunun kaleci Volkan olduğunu da anmadan geçmeyelim. Formda bir Appiah ile Kezman'ın yerine örneğin Wagner Love gibi bir oyuncu Fener forması giyiyor olsa, ekibimizin çeyrek final şansı şüphesiz artardı. İki takımın kalecisinin de henüz gol kurtarmadığı, defans oyuncularının ise ölümcül hatalar yaptığı düşünüldüğünde ortada bir farklılık gözükmüyor. Lig maçlarında, ‘Koşmuyor, top kazanmıyor' diye eleştirilen Alex'in Avrupa'da vites büyüterek mücadele ettiği de bir gerçek. Hemen her gole bir şekilde imzasını atıyor. Onun yeteneğine sahipken top kazanan, koşan, daha çabuk hareket eden oyuncular da zaten Messi oluyor, Christiano Ronaldo oluyor ve asla Türkiye'ye gelmiyor!

Ortada hâlâ alınacak 12 puan varsa umutsuz olunmamalı.

YAZARLAR Yazarın Diğer Yazıları